TESADÜF VE KADER…
Tesadüf dediğimiz şey bazen sadece bizim göremediğimiz ilahi düzenin perdesidir…
Bir yaprağın düşüşünden yıldızların yörüngesine kadar her şeyde bir ölçü, bir denge ve bir hikmet vardır.
İnsan; kibri büyüdükçe “rastgele” der,
kalbi derinleştikçe “takdir” demeyi öğrenir…
Zar bazen elde görünür…
Ama kader, onu atan Kudret’in ilmindedir.
—-
Köyün dışında, kuraklığın toprağı çatlatıp paramparça ettiği eski bir ovanın ortasında, küçük bir çocuk durmuştu.
Elinde siyah bir zar vardı.
Gökyüzüne bakıyor, sonra elindeki zarı çevirip duruyordu.
Yanına yaşlı bir adam yaklaştı.
Saçları bembeyazdı…
Gözleri ise sanki çok şey görmüş insanların gözleri gibiydi.
Çocuk merakla sordu:
— Dede… insanlar neden bazı şeylere “tesadüf” diyor?
İhtiyar gülümsedi.
Yerden küçük bir taş aldı, havaya attı. Taş tam önlerine düştü.
— Çünkü evlat… insan aklı bazen gördüğünü anlar ama olanı kavrayamaz.
Çocuk elindeki zarı gösterdi:
— Peki bu? Zar atınca gelen sayı da mı tesadüf değil?
Yaşlı adam çömeldi.
Kurumuş toprağa parmağıyla bir daire çizdi.
— Şu zarı havaya atan elin kuvveti…
Rüzgârın yönü…
Yere düşeceği açı…
Hepsi bir hesap içindedir.
İnsan buna “şans” der.
Ama kainatta hesapsız hiçbir şey yoktur.
Çocuk bir süre sustu.
Gökyüzünde ağır ağır ilerleyen bulutlara baktı.
İhtiyar adam son kez konuştu:
— Yaradılışın hikmetinden gafil olanlar için her şey tesadüftür evlat…
Ama kalbi görenler bilir ki;
Bir yaprak bile Allah’ın izni olmadan yere düşmez.
O sırada çocuk elindeki zarı havaya attı.
Zar toprağa düştü…
Ama o artık sayıya değil,
onu düşüren kudrete bakıyordu…
Haluk Cangökçe
24.05.2026