BAZEN TUTTUĞUN İPİ BIRAKMAN GEREKİYOR…
İnsan hayatı boyunca bir şeylere tutunarak yaşar…
Kimi işine tutunur, kimi parasına, kimi makamına…
Kimi geçmişine, kimi alışkanlıklarına, kimi de artık kendisine zarar verdiğini bile bile insanlara tutunur.
Çünkü bırakmak zordur.
İnsan çoğu zaman elindekini kaybetmekten korkar. Oysa bazen asıl zarar, bırakmamaktan gelir.
Rivayete göre belediyeye ait bir şantiyede çalışan, herkesin “Laz Osman” diye tanıdığı Karadenizli bir duvarcı ustası, başına gelen inanılmaz bir iş kazasından sonra hastaneye kaldırılır.
Ölümden dönmüştür.
Biraz kendine gelince kalem kâğıt ister ve kazanın nasıl olduğunu amirlerine anlatmaya başlar.
Osman Usta, altıncı kattaki işini bitirdiğinde yaklaşık 250 kilo kadar tuğlanın arttığını görür. Bunları aşağıya indirmek için bir varil bulur. Varile sağlam bir ip bağlar, ipi yukarıdaki makaradan geçirir ve varili altıncı kata çıkarır.
Sonra varili tuğlalarla doldurur.
Buraya kadar her şey normaldir.
Osman Usta tekrar aşağı iner ve varili tutan ipin ucunu çözer.
Fakat hesaba katmadığı küçük bir ayrıntı vardır:
Varilde yaklaşık 250 kilo tuğla vardır…
Osman Usta ise 75 kilo!
İpi çözer çözmez tuğla dolu varil aşağı doğru hızla inerken Osman Usta da aynı hızla yukarı doğru çıkmaya başlar.
İşte o anda yapılması gereken son derece basittir:
İpi bırakmak!
Ama insan bazen en basit şeyi en zor anda düşünemez.
Osman Usta da şaşkınlıktan ipi bırakamaz.
Yolun yarısında aşağı inen varille çarpışır. Kaburgaları kırılır.
Yukarı doğru çıkmaya devam eder.
Bu defa parmakları makaradaki ipe sıkışır.
Parmakları da kırılır.
Derken aşağıya çarpan varilin dibi açılır ve tuğlalar dökülür.
Varil artık hafiftir.
Bu kez denge tersine döner.
Osman Usta aşağıya, boş varil yukarıya doğru hareket etmeye başlar.
Yolun yarısında bir kez daha karşılaşırlar.
Bu çarpışmada da bacağı kırılır.
Osman Usta sonunda büyük hayat dersini hatırlar:
İpi bırakmak!
Can havliyle ipi bırakır.
Fakat hikâye burada da bitmez.
Osman Usta yere düştükten sonra kafasını kaldırır ve yukarı çıkmış olan boş varilin şimdi hızla üzerine doğru geldiğini görür.
Varil kafasına düşer.
Osman Usta bayılır.
Gözlerini hastanede açar…
İşin mizahi tarafı bir yana, bu hikâye aslında hayatın çok önemli bir gerçeğini anlatıyor:
Bazen kurtulmanın yolu daha sıkı tutunmak değil, bırakabilmektir.
Hayatta hepimize zaman zaman böyle “ipler” verilir.
Bitmiş bir dostluk…
İnsanı tüketen bir ilişki…
Yıllardır taşıdığımız bir kırgınlık…
Sonuç vermeyen bir mücadele…
Bizi mutsuz eden bir alışkanlık…
Gerçekleşmeyeceği belli olmuş bir beklenti…
Bazen insan bunların kendisine zarar verdiğini görür ama yine de bırakmaz.
“Bu kadar emek verdim…”
“Belki düzelir…”
“Biraz daha dayanayım…”
“Bunca yıldan sonra nasıl bırakırım?”
der.
Ve farkında olmadan Laz Osman gibi, tuttuğu ipin kendisini oradan oraya savurmasına izin verir.
Oysa hayatın her mücadelesi sonuna kadar sürdürülmek zorunda değildir.
Vazgeçmek her zaman yenilmek değildir.
Bazen vazgeçmek akıllanmaktır.
Bazen bırakmak korkaklık değil, cesarettir.
Bazen kapıyı kapatmak kaybetmek değil, yeni bir kapının açılmasına izin vermektir.
İnsan hangi ipi tutacağını bildiği kadar, hangi ipi ne zaman bırakacağını da bilmelidir.
Çünkü bazı ipler bizi yukarı çıkarmaz…
Sadece oradan oraya çarpar.
Ve insan bazen hayatındaki bütün yaraların sebebini yıllar sonra anlayabilir:
Meğer yapması gereken tek şey, tuttuğu ipi zamanında bırakmakmış.
Kıssadan hisse:
Her şeye tutunmak marifet değildir.
Bazen hayatta kalmanın, huzura kavuşmanın ve yoluna devam edebilmenin en doğru yolu; tuttuğun ipi bırakmaktır…
Haluk Cangökçe
30.09.2026