Bugün kendi kendime bir oyun oynadım. Televizyon yok dedim. Telefon yok. Sosyal medya yok… Yetmedi. İlk anda insanın eli cebine gidiyor. Kendinle baş başasın. Zaman uzuyor. Bir süre sonra canın sıkılıyor. İşte tam orada soruyor insan kendine: Bir kitabı açıyorsun. Hayat yavaşlıyor. Dijital çağ kötü mü? Ama biz abarttık. Oysa insan bazen sıkılmalı. Üç gün şalteri indirin. Zor gelir. Tabii dayanabilirseniz. Dayanamayanlar da var. Şimdi dürüst olalım. Televizyonu kapatsak… Birçoğunuz iki saat dayanamaz. Dizisiz kalırsın. Ve panik başlar. Çünkü yalnız kalırsın. Elin cebine gider. Sessizlik üstüne gelir. İşte o an anlaşılıyor her şey. Biz teknoloji bağımlısı değiliz sanıyoruz. Düşünmemek için dizi, hissetmemek için sosyal medya, kendimizle yüzleşmemek için ekranlara sığınıyoruz. Bir kitapla baş başa kalamıyoruz. Çünkü kafa dolu değil. Üç gün şalteri indirin. Bakın bakalım ne oluyor. Kimisi sinirlenir. Hayır… Can sıkıntısı düşman değil. O yüzden ekranlara sarılıyoruz. Tokadı buraya bırakıyorum: Telefonu kapatınca hayatı kaybediyorsan,
Haluk Cangökçe Ankara 25.01.2026EMEKLİ GÜNLÜKLERİ
Bir hayal kurdum.
Dizi yok, haber yok, maç yok.
WhatsApp yok, uygulamalar yok.
İnternet zaten hiç yok.
Kim ne yapmış, kim ne demiş, kim kimi beğenmiş, bunların hiçbirine bakamıyorsun.
Yanında kimse de yok.
Yalnızsın.
Refleks bu.
Cebinde bir şey yok.
Sonra elin boşta kalıyor.
İşte o an başlıyor asıl mesele.
Saat ağırlaşıyor.
Sessizlik, konuşmak istiyor.
Kaçacak bir yer yok.
Oyalayacak bir ekran yok.
Bildirim yok.
Bahane yok.
“Ben, kendimle kalabiliyor muyum?”
Bir sayfa okuyorsun.
Sonra düşünüyorsun.
Kalemi eline alıyorsun.
Toprağa bakıyorsun.
Bir çiçeği suluyorsun.
Bir kedinin gözlerine dalıyorsun.
Zaman geri geliyor.
İnsan, kendini hatırlıyor.
Hayır.
Kolaya kaçtık.
Can sıkıntısından korktuk.
Sessizlikten ürktük.
Bazen durmalı.
Bazen yalnız kalmalı.
Üç gün kendinizin olun.
Havayla, suyla, toprakla kalın.
İlk gün eliniz titrer.
İkinci gün içiniz daralır.
Üçüncü gün…
Belki de ilk kez gerçekten nefes alırsınız.
Onlar daha ikinci saatte ekransızlıktan değil, kendileriyle karşılaşmaktan korkar.
Telefonu elinden alsak…
İnterneti kessek…
Sosyal medyayı sıfırlasak…
Habersiz kalırsın.
Millet ne yapmış göremezsin.
Kim kime laf sokmuş, kim kime poz vermiş, kim ne yemiş, kim nereye gitmiş…
Hepsi biter.
Çünkü kaçacak ekran kalmaz.
Çünkü ilk kez kendinle baş başa kalırsın.
Telefon yok.
Masaya bakarsın.
Televizyon kapalı.
Etrafına bakarsın.
Kimse yok.
Zaman uzar.
Can sıkıntısı boğazına çöker.
Yalan.
Biz oyalanma bağımlısıyız.
Bir kalemi elimize alamıyoruz.
Bir ağacın dibinde oturamıyoruz.
Bir saat sessiz duramıyoruz.
Kafa kaçak.
Üç gün ekran yok.
Üç gün bildirim yok.
Üç gün “millet ne yapmış” yok.
Kimisi bunalır.
Kimisi “hayat çok sıkıcı” der.
Hayat sıkıcı değil.
Sen, kendinle kalmaya dayanamıyorsun.
Can sıkıntısı aynadır.
Ama aynaya bakacak cesaret yok.
O yüzden parmağımız kaydırmaktan yorulmuyor.
O yüzden yalnız kalmaktan korkuyoruz.
hayat zaten senin elinde değilmiş.