EMEKLİ GÜNLÜKLERİ

Pazar, Ocak, 2026
223
Ana Sayfa ·Hayat ve Yaşam ·EMEKLİ GÜNLÜKLERİ

EMEKLİ GÜNLÜKLERİ

Bugün kendi kendime bir oyun oynadım.
Bir hayal kurdum.

Televizyon yok dedim.
Dizi yok, haber yok, maç yok.

Telefon yok.
WhatsApp yok, uygulamalar yok.
İnternet zaten hiç yok.

Sosyal medya yok…
Kim ne yapmış, kim ne demiş, kim kimi beğenmiş, bunların hiçbirine bakamıyorsun.

Yetmedi.
Yanında kimse de yok.
Yalnızsın.

İlk anda insanın eli cebine gidiyor.
Refleks bu.
Cebinde bir şey yok.
Sonra elin boşta kalıyor.
İşte o an başlıyor asıl mesele.

Kendinle baş başasın.

Zaman uzuyor.
Saat ağırlaşıyor.
Sessizlik, konuşmak istiyor.

Bir süre sonra canın sıkılıyor.
Kaçacak bir yer yok.
Oyalayacak bir ekran yok.
Bildirim yok.
Bahane yok.

İşte tam orada soruyor insan kendine:
“Ben, kendimle kalabiliyor muyum?”

Bir kitabı açıyorsun.
Bir sayfa okuyorsun.
Sonra düşünüyorsun.
Kalemi eline alıyorsun.
Toprağa bakıyorsun.
Bir çiçeği suluyorsun.
Bir kedinin gözlerine dalıyorsun.

Hayat yavaşlıyor.
Zaman geri geliyor.
İnsan, kendini hatırlıyor.

Dijital çağ kötü mü?
Hayır.

Ama biz abarttık.
Kolaya kaçtık.
Can sıkıntısından korktuk.
Sessizlikten ürktük.

Oysa insan bazen sıkılmalı.
Bazen durmalı.
Bazen yalnız kalmalı.

Üç gün şalteri indirin.
Üç gün kendinizin olun.
Havayla, suyla, toprakla kalın.

Zor gelir.
İlk gün eliniz titrer.
İkinci gün içiniz daralır.
Üçüncü gün…
Belki de ilk kez gerçekten nefes alırsınız.

Tabii dayanabilirseniz.

Dayanamayanlar da var.
Onlar daha ikinci saatte ekransızlıktan değil, kendileriyle karşılaşmaktan korkar.

Şimdi dürüst olalım.

Televizyonu kapatsak…
Telefonu elinden alsak…
İnterneti kessek…
Sosyal medyayı sıfırlasak…

Birçoğunuz iki saat dayanamaz.

Dizisiz kalırsın.
Habersiz kalırsın.
Millet ne yapmış göremezsin.
Kim kime laf sokmuş, kim kime poz vermiş, kim ne yemiş, kim nereye gitmiş…
Hepsi biter.

Ve panik başlar.

Çünkü yalnız kalırsın.
Çünkü kaçacak ekran kalmaz.
Çünkü ilk kez kendinle baş başa kalırsın.

Elin cebine gider.
Telefon yok.
Masaya bakarsın.
Televizyon kapalı.
Etrafına bakarsın.
Kimse yok.

Sessizlik üstüne gelir.
Zaman uzar.
Can sıkıntısı boğazına çöker.

İşte o an anlaşılıyor her şey.

Biz teknoloji bağımlısı değiliz sanıyoruz.
Yalan.
Biz oyalanma bağımlısıyız.

Düşünmemek için dizi, hissetmemek için sosyal medya, kendimizle yüzleşmemek için ekranlara sığınıyoruz.

Bir kitapla baş başa kalamıyoruz.
Bir kalemi elimize alamıyoruz.
Bir ağacın dibinde oturamıyoruz.
Bir saat sessiz duramıyoruz.

Çünkü kafa dolu değil.
Kafa kaçak.

Üç gün şalteri indirin.
Üç gün ekran yok.
Üç gün bildirim yok.
Üç gün “millet ne yapmış” yok.

Bakın bakalım ne oluyor.

Kimisi sinirlenir.
Kimisi bunalır.
Kimisi “hayat çok sıkıcı” der.

Hayır…
Hayat sıkıcı değil.
Sen, kendinle kalmaya dayanamıyorsun.

Can sıkıntısı düşman değil.
Can sıkıntısı aynadır.
Ama aynaya bakacak cesaret yok.

O yüzden ekranlara sarılıyoruz.
O yüzden parmağımız kaydırmaktan yorulmuyor.
O yüzden yalnız kalmaktan korkuyoruz.

Tokadı buraya bırakıyorum:

Telefonu kapatınca hayatı kaybediyorsan,
hayat zaten senin elinde değilmiş.

Haluk Cangökçe

Ankara 25.01.2026

Araç çubuğuna atla