TÜRKİYE SADECE BİR ÜLKE DEĞİL, TARİHİN YÜKÜNÜ TAŞIYAN BİR DEVLETTİR…
Bugün birçok insan ekonomik sıkıntılar üzerinden Türkiye’yi değerlendirmeye çalışıyor.
Elbette hayat pahalılığı, enflasyon ve geçim derdi küçümsenecek meseleler değildir. Ancak bir ülkenin geleceğini yalnızca pazardaki patatesin, soğanın fiyatıyla ölçmek de büyük resmi görmemektir.
Dünyada ekonomik güç, artık sadece üretimle değil; finans sistemi, teknoloji, enerji ve savunma sanayisiyle belirleniyor. Küresel güç merkezleri, yıllardır birçok ülkeyi sadece silahla değil, para sistemi ve ekonomik bağımlılık yoluyla da kontrol altında tutuyor.
Bu nedenle gerçek bağımsızlık, yalnızca siyasi bağımsızlık değil; ekonomik, teknolojik ve askeri bağımsızlıktır.
Bir millet kendi savunma sanayisini kuramıyorsa, kendi silahını üretemiyorsa, en kritik anlarda başkalarının kapısını çalmak zorunda kalır.
Güçlü devlet olmanın temel şartlarından biri de budur. Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayisinde attığı adımlar, bu açıdan birçok kişi tarafından stratejik bir kazanım olarak değerlendirilmektedir.
Tarihimize baktığımızda da benzer örnekleri görürüz.
Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden Başkomutanlık yetkisini istemiş, ardından yayımladığı Tekâlif-i Milliye Emirleri ile milletten ordunun ihtiyaçları için fedakârlık talep etmiştir. O gün insanlar elde avuçta ne varsa vatanın bağımsızlığı için paylaşmıştır. Çünkü biliyorlardı ki bağımsızlık, fedakârlık olmadan korunamaz.
Bugün elbette o günlerin şartlarında değiliz. Ancak dünyanın giderek daha sert rekabet ortamına sürüklendiği bir dönemde, ülkelerin yalnızca günlük ekonomik sorunlarla değerlendirilmesi eksik bir bakış açısıdır.
Güvenlik, teknoloji, enerji ve savunma kapasitesi de en az ekonomi kadar önemlidir.
Türkiye, uzun yıllar terörle mücadele etti. On yıllar boyunca yaşanan saldırılar, can kayıpları ve güvenlik tehditleri toplumun hafızasında derin izler bıraktı.
Güvenlik ortamının korunması, ekonomik refah kadar devletlerin temel sorumluluklarından biridir.
Hiçbir ülke sürekli aynı çizgide ilerlemez. Zor dönemler de olur, güçlü dönemler de…
Önemli olan, sorunları inkâr etmek değil; eksikleri görürken güçlü yönleri de teslim edebilmektir. Bir insan nasıl sevdiklerini sadece zor günlerinde terk etmiyorsa, milletler de ülkelerine sadece rahat zamanlarda sahip çıkmaz.
Türkiye sıradan bir coğrafyada bulunan sıradan bir devlet değildir. Üç kıtanın kesişim noktasında bulunan, tarih boyunca büyük mücadelelere sahne olmuş, eski bir imparatorluğun mirasını taşıyan bir ülkedir.
Bu nedenle yaşadığı gelişmeler çoğu zaman yalnızca iç dinamiklerle değil, uluslararası gelişmelerle de şekillenir.
Eleştirmek elbette demokratik bir haktır. Ancak eleştirinin, ülkenin uzun vadeli hedeflerini ve karşı karşıya olduğu stratejik gerçekleri göz ardı etmeden yapılması daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.
Geçici sıkıntılar elbette aşılır; önemli olan, bağımsızlığını koruyabilen, kendi kararlarını verebilen ve geleceğini kendi imkânlarıyla inşa edebilen bir ülke olabilmektir.
Haluk Cangökçe
21.07.2026