“BİR GÜN BAŞLARIM” DİYENLERE….
O YARIN BELKİ HİÇ GELMEYECEK…
“Bir gün namaza başlayacağım…”
Belki de insanın kendisine söylediği en tehlikeli erteleme cümlelerinden biridir bu.
Bir gün…
Ama hangi gün?
Yarın mı?
Gelecek hafta mı?
Ramazan gelince mi?
Emekli olunca mı?
İşler düzene girince mi?
Yaşlanınca mı?
İnsan sürekli geleceğe tarih verir ama o geleceğe ulaşacağının garantisini hiç düşünmez.
Bugün hayatta olan nice insan dün gece yarın için planlar yaptı. Sabah kalkacağını, işine gideceğini, çocuklarını göreceğini, telefon edeceğini, alışveriş yapacağını düşündü.
Ama bazıları için o sabah hiç gelmedi.
Çünkü ölüm takvimimize bakarak gelmiyor.
NAMAZ İÇİN ZENGİNLİK GEREKMİYOR
Hac için maddi imkân gerekir.
Zekât için belirli bir mala sahip olmak gerekir.
Oruçta hastalık ve yolculuk gibi durumlar için dinimizin tanıdığı ruhsatlar vardır.
Fakat namaz, insanın hayatının neredeyse bütün şartlarının içerisinde kendisine bir yol bulur.
Ayakta duramıyorsan oturarak…
Oturamıyorsan gücünün yettiği şekilde…
Su bulamıyorsan şartları oluştuğunda teyemmümle…
Yolcuysan dinimizin bildirdiği kolaylıklardan yararlanarak…
Çünkü namaz, kul ile Rabbi arasındaki bağı sürekli canlı tutan ibadettir.
Saray istemez.
Servet istemez.
Makam istemez.
Bir seccadelik yer ve Rabbine yönelmiş samimi bir kalp yeter.
GÜNDE BEŞ DEFA DUR VE HATIRLA
Hayat insanı sürekli bir yerlere koşturuyor.
Para kazan…
Ev al…
Araba değiştir…
Borç öde…
Daha fazlasını biriktir…
Daha iyi yaşa…
Derken yıllar geçiyor.
Namaz ise bütün bu koşuşturmanın ortasında insana günde beş defa adeta şunu hatırlatıyor:
Dur!
Sen yalnızca bu dünya için yaratılmadın.
Bir gün bütün sahip olduklarını burada bırakacaksın.
Evini…
Arabanı…
Paranı…
Makamını…
Unvanını…
Hatta yıllarca uğruna mücadele ettiğin pek çok şeyi…
Ve yanında götürebildiğin yalnızca amellerin olacak.
İşte secde, insana bunu hatırlatır.
Başını yere koyarsın ve belki de hayatın en büyük gerçeğiyle karşılaşırsın:
Dünyada ne kadar yükselirsen yüksel, Allah’ın huzurunda bir kulsun.
“DAHA VAKTİM VAR” DİYEBİLİR MİSİN?
Namazın farz olduğunu biliyorsun.
Kılmak istiyorsun.
Hatta bazen kendi kendine:
“Başlamam lazım…”
diyorsun.
Öyleyse seni durduran nedir?
İş mi?
Yorgunluk mu?
Alışkanlık mı?
Yoksa sürekli söylediğin şu cümle mi:
“Bir gün başlarım…”
Peki sana o “bir günün” geleceğini kim söyledi?
İnsan ölümün varlığından değil, sanki ölüm kendisine çok uzakmış gibi yaşamaktan yanılıyor.
Cenazelerde ölümü hatırlıyoruz.
Mezarlıkta hayatın kısalığını düşünüyoruz.
Sonra günlük hayatımıza dönüyor ve yine hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşamaya devam ediyoruz.
Oysa mezarlıklarda yalnızca yaşlılar yatmıyor.
Yarım kalan hayaller, tutulamayan sözler, tamamlanamayan planlar ve “Daha sonra yaparım” denilen nice niyet de orada yatıyor.
İLK ADIMI BUGÜN AT
Namaza başlamak için kusursuz olmayı bekleme.
Önce bütün hatalarını düzeltip sonra Allah’a yönelmeyi düşünme.
Allah’a yönel ki hayatını düzeltmek için gücün artsın.
“Beş vakti eksiksiz yapabilir miyim?” korkusuyla hiç başlamamazlık etme.
İlk adımı at.
Abdestini al.
Seccadeni ser.
Kıbleye dön.
Ve “Bismillah” de.
Belki yıllardır aradığın huzurun kapısı tam da oradadır.
Çünkü insan bazen mutluluğu çok uzaklarda ararken, huzur alnını koyacağı secde kadar yakınındadır.
O YARIN BELKİ HİÇ GELMEYECEK
Bugün namazı erteleyen insan yarın pişman olabilir.
Fakat bugün başlayan insanın bir gün:
“Keşke daha önce başlasaydım.”
deme ihtimali çok daha yüksektir.
Öyleyse neden bekliyorsun?
Hayatının düzelmesini mi?
İşlerinin bitmesini mi?
Yaşlanmayı mı?
Emekliliği mi?
Bir Ramazan gecesini mi?
Belki de beklediğin gün bugün.
Belki de beklediğin vakit önündeki ilk ezan.
Unutma:
“Yarın namaza başlarım” diyebilmek için önce yarına çıkmak gerekir.
Ama hiçbirimizin elinde yarına çıkacağımıza dair bir senet yok.
Ezan okunuyor…
Vakit geçiyor…
Ömür azalıyor…
Ve takvimden düşen yalnızca günler değil; hayatımızdır.
Bu yüzden namazı yarına bırakma.
Çünkü o yarın belki hiç gelmeyecek …
Haluk Cangökçe
09.08.2026