BİR GÜN EZAN OKUNACAK AMA SEN DUYMAYACAKSIN…
Bugün ezan okunuyor…
Duyuyorsun.
Belki işin var.
Belki televizyonun başındasın.
Belki telefonuna bakıyorsun.
Belki arkadaşlarınla sohbet ediyorsun.
Ve kendi kendine diyorsun ki:
“Bir gün namaza başlayacağım…”
Peki hangi gün?
Yarın mı?
Gelecek hafta mı?
Ramazan’da mı?
Emekli olduğunda mı?
Biraz daha yaşlandığında mı?
Sana o günün geleceğini kim garanti etti?
Çünkü bir gün hayatında son kez ezan duyacaksın.
Ama onun son ezanın olduğunu bilmeyeceksin.
BELKİ DE BU, DUYDUĞUN SON EZANDIR
Düşünsene…
Ezan okunuyor.
Sen yine:
“Sonra kılarım…”
diyorsun.
Sonra telefon çalıyor.
Bir iş çıkıyor.
Misafir geliyor.
Uykun geliyor.
Vakit geçiyor.
Namaz kalıyor.
Sen ise yarına güveniyorsun.
Fakat belki de sana bir daha yarın verilmeyecek.
Bir gece yatağına yatacaksın.
Telefonunu şarja takacaksın.
Sabah için alarmını kuracaksın.
Yarın yapacaklarını düşüneceksin.
Belki kahvaltıda ne yiyeceğini bile planlayacaksın.
Ama kurduğun alarm çalacak…
Sen uyanmayacaksın.
Telefonun çalışacak.
Saat işleyecek.
Güneş doğacak.
Ezan yine okunacak.
Dünya kaldığı yerden devam edecek.
Ama sen olmayacaksın.
BU DEFA NAMAZI SEN KILMAYACAKSIN
Hayatın boyunca önünden nice cenaze geçti.
Belki omuz verdin.
Belki mezarlığa gittin.
Belki bir dostunun tabutunun arkasından yürüdün.
Sonra eve döndün ve hayatına devam ettin.
Bir gün o tabutun içinde sen olacaksın.
İşte o gün namaz yine kılınacak.
Ama bu defa safa duranlardan biri sen olmayacaksın.
Namazı sen kılmayacaksın; senin namazını başkaları kılacak.
Adına cenaze namazı diyecekler.
Sonra seni omuzlarına alacaklar.
Yıllarca yaşadığın evden çıkaracaklar.
Belki önünden her gün geçtiğin yollardan son kez geçirecekler.
Ve seni birkaç metrekarelik bir toprağa bırakacaklar.
Evine başkaları dönecek.
Arabanı başkası kullanacak.
Paranı başkaları paylaşacak.
Dolabındaki elbiseler kalacak.
Telefonun susacak.
Sosyal medya hesabın kalacak.
Fotoğrafların kalacak.
Ama sen gitmiş olacaksın.
“DAHA VAKTİM VAR” DEME
Ölüm yalnızca yaşlıların kapısını çalmıyor.
Mezarlıklarda bebekler de var.
Gençler de…
Yeni evlenenler de…
Çocuk sahibi olmayı bekleyenler de…
Sabah işe gidip akşam dönemeyenler de…
Daha dün gelecek ayın planını yapanlar da…
Hepsinin yarım kalan bir “yarını” vardı.
Bu yüzden kendine:
“Daha gencim.”
deme.
“Biraz daha yaşlanayım.”
deme.
“Emekli olunca başlarım.”
deme.
“Ramazan gelsin başlayacağım.”
deme.
Çünkü ölüm senin takvimindeki uygun günü beklemiyor.
SECDE İÇİN ÇOK ŞEY GEREKMİYOR
Allah senden saray istemiyor.
Servet istemiyor.
Makam istemiyor.
Şöhret istemiyor.
Bir seccadelik yer…
Bir abdest…
Ve samimi bir yöneliş…
Ayakta duramıyorsan gücünün yettiği şekilde ibadet edersin.
Su yoksa şartları oluştuğunda teyemmüm edersin.
Yolcuysan dinimizin verdiği kolaylıklardan yararlanırsın.
Çünkü namaz, insanın Rabbiyle bağını canlı tutan en temel ibadetlerden biridir.
Sen dünyaya yetişmeye çalışırken namaz sana şunu hatırlatır:
“Bu dünya senin son durağın değil.”
SON KEZ SECDEYE NE ZAMAN GİDECEĞİNİ BİLMİYORSUN
Bir gün son kez abdest alacaksın.
Bir gün son kez kıbleye döneceksin.
Bir gün son kez Fâtiha okuyacaksın.
Bir gün son kez alnını secdeye koyacaksın.
Bir gün son kez ezan duyacaksın.
Fakat bunların hiçbirinde:
“Bu son…”
diye bir uyarı gelmeyecek.
İşte insanı ürperten gerçek budur.
Son olduğunu bilmeden son kez yaşayacağız birçok şeyi.
BELKİ DE ÖNÜNDEKİ EZAN SENİN İÇİN BİR DAVETTİR
Hâlâ hayattasın.
Kalbin atıyor.
Nefes alıyorsun.
Ezanı duyabiliyorsun.
Secde edebilecek bir fırsatın hâlâ var.
Öyleyse neden yarına bırakıyorsun?
Kalk.
Abdestini al.
Seccadeni ser.
Kıbleye dön.
Ve “Bismillah” diyerek başla.
Mükemmel olmayı bekleme.
Önce başla.
Çünkü belki yıllardır aradığın huzur, alnınla seccade arasındaki birkaç santimlik mesafededir.
Unutma:
“Yarın namaza başlarım” diyebilmek için önce yarına çıkmak gerekir.
Ve hiçbirimizin cebinde yarına çıkacağımıza dair bir garanti yok.
Bugün ezan okunuyor ve sen duyuyorsun.
Bir gün ezan yine okunacak…
Ama sen duymayacaksın.
Bir gün insanlar yine namaza duracak…
Ama sen safta olmayacaksın.
Belki de geride kalanlar senin için saf tutacak.
O hâlde namazı yarına bırakma.
Çünkü beklediğin o yarın belki hiç gelmeyecek…
Bugün ezan okunuyor…
Duyuyorsun.
Belki işin var.
Belki televizyonun başındasın.
Belki telefonuna bakıyorsun.
Belki arkadaşlarınla sohbet ediyorsun.
Ve kendi kendine diyorsun ki:
“Bir gün namaza başlayacağım…”
Peki hangi gün?
Yarın mı?
Gelecek hafta mı?
Ramazan’da mı?
Emekli olduğunda mı?
Biraz daha yaşlandığında mı?
Sana o günün geleceğini kim garanti etti?
Çünkü bir gün hayatında son kez ezan duyacaksın.
Ama onun son ezanın olduğunu bilmeyeceksin.
BELKİ DE BU, DUYDUĞUN SON EZANDIR
Düşünsene…
Ezan okunuyor.
Sen yine:
“Sonra kılarım…”
diyorsun.
Sonra telefon çalıyor.
Bir iş çıkıyor.
Misafir geliyor.
Uykun geliyor.
Vakit geçiyor.
Namaz kalıyor.
Sen ise yarına güveniyorsun.
Fakat belki de sana bir daha yarın verilmeyecek.
Bir gece yatağına yatacaksın.
Telefonunu şarja takacaksın.
Sabah için alarmını kuracaksın.
Yarın yapacaklarını düşüneceksin.
Belki kahvaltıda ne yiyeceğini bile planlayacaksın.
Ama kurduğun alarm çalacak…
Sen uyanmayacaksın.
Telefonun çalışacak.
Saat işleyecek.
Güneş doğacak.
Ezan yine okunacak.
Dünya kaldığı yerden devam edecek.
Ama sen olmayacaksın.
BU DEFA NAMAZI SEN KILMAYACAKSIN
Hayatın boyunca önünden nice cenaze geçti.
Belki omuz verdin.
Belki mezarlığa gittin.
Belki bir dostunun tabutunun arkasından yürüdün.
Sonra eve döndün ve hayatına devam ettin.
Bir gün o tabutun içinde sen olacaksın.
İşte o gün namaz yine kılınacak.
Ama bu defa safa duranlardan biri sen olmayacaksın.
Namazı sen kılmayacaksın; senin namazını başkaları kılacak.
Adına cenaze namazı diyecekler.
Sonra seni omuzlarına alacaklar.
Yıllarca yaşadığın evden çıkaracaklar.
Belki önünden her gün geçtiğin yollardan son kez geçirecekler.
Ve seni birkaç metrekarelik bir toprağa bırakacaklar.
Evine başkaları dönecek.
Arabanı başkası kullanacak.
Paranı başkaları paylaşacak.
Dolabındaki elbiseler kalacak.
Telefonun susacak.
Sosyal medya hesabın kalacak.
Fotoğrafların kalacak.
Ama sen gitmiş olacaksın.
“DAHA VAKTİM VAR” DEME
Ölüm yalnızca yaşlıların kapısını çalmıyor.
Mezarlıklarda bebekler de var.
Gençler de…
Yeni evlenenler de…
Çocuk sahibi olmayı bekleyenler de…
Sabah işe gidip akşam dönemeyenler de…
Daha dün gelecek ayın planını yapanlar da…
Hepsinin yarım kalan bir “yarını” vardı.
Bu yüzden kendine:
“Daha gencim.”
deme.
“Biraz daha yaşlanayım.”
deme.
“Emekli olunca başlarım.”
deme.
“Ramazan gelsin başlayacağım.”
deme.
Çünkü ölüm senin takvimindeki uygun günü beklemiyor.
SECDE İÇİN ÇOK ŞEY GEREKMİYOR
Allah senden saray istemiyor.
Servet istemiyor.
Makam istemiyor.
Şöhret istemiyor.
Bir seccadelik yer…
Bir abdest…
Ve samimi bir yöneliş…
Ayakta duramıyorsan gücünün yettiği şekilde ibadet edersin.
Su yoksa şartları oluştuğunda teyemmüm edersin.
Yolcuysan dinimizin verdiği kolaylıklardan yararlanırsın.
Çünkü namaz, insanın Rabbiyle bağını canlı tutan en temel ibadetlerden biridir.
Sen dünyaya yetişmeye çalışırken namaz sana şunu hatırlatır:
“Bu dünya senin son durağın değil.”
SON KEZ SECDEYE NE ZAMAN GİDECEĞİNİ BİLMİYORSUN
Bir gün son kez abdest alacaksın.
Bir gün son kez kıbleye döneceksin.
Bir gün son kez Fâtiha okuyacaksın.
Bir gün son kez alnını secdeye koyacaksın.
Bir gün son kez ezan duyacaksın.
Fakat bunların hiçbirinde:
“Bu son…”
diye bir uyarı gelmeyecek.
İşte insanı ürperten gerçek budur.
Son olduğunu bilmeden son kez yaşayacağız birçok şeyi.
BELKİ DE ÖNÜNDEKİ EZAN SENİN İÇİN BİR DAVETTİR
Hâlâ hayattasın.
Kalbin atıyor.
Nefes alıyorsun.
Ezanı duyabiliyorsun.
Secde edebilecek bir fırsatın hâlâ var.
Öyleyse neden yarına bırakıyorsun?
Kalk.
Abdestini al.
Seccadeni ser.
Kıbleye dön.
Ve “Bismillah” diyerek başla.
Mükemmel olmayı bekleme.
Önce başla.
Çünkü belki yıllardır aradığın huzur, alnınla seccade arasındaki birkaç santimlik mesafededir.
Unutma:
“Yarın namaza başlarım” diyebilmek için önce yarına çıkmak gerekir.
Ve hiçbirimizin cebinde yarına çıkacağımıza dair bir garanti yok.
Bugün ezan okunuyor ve sen duyuyorsun.
Bir gün ezan yine okunacak…
Ama sen duymayacaksın.
Bir gün insanlar yine namaza duracak…
Ama sen safta olmayacaksın.
Belki de geride kalanlar senin için saf tutacak.
O hâlde namazı yarına bırakma.
Çünkü beklediğin o yarın belki hiç gelmeyecek…
Haluk Cangökçe..
09.08.2026