İnsana bela gelmez, Rabbimiz yazmadıkça, Elbette. Bu söz, kaderi bahane ederek sorumluluktan kaçamayacağımızı çok çarpıcı biçimde hatırlatıyor. Ne kadar derin, ne kadar sarsıcı bir nasihat… Rabbimiz kullarına zulmetmez. Demek ki mesele sadece “neden başıma geldi?” demek değildir. Bela bazen bir musibet değil, uyanış çağrısıdır. Allah bizleri azgınlıktan, gafletten, nankörlükten korusun. “Ne ekersen onu biçersin” diye… Şimdi dönüp bakıyorum da ömrün şu demine gelmişiz… İnsan bazen diliyle azıyor, bazen malıyla, bazen makamıyla… Oysa Rabbim zulmetmez kuluna… Gençken anlamazdık… Şimdi anlıyoruz ki; edep olmayınca huzur olmuyor, şükür olmayınca bereket olmuyor. Demek ki mesele sadece yaşamak değilmiş… Allah son nefesimize kadar bizi azgınlıktan, gafletten uzak eylesin…
Haluk Cangökçe 19.03.2026
Rabbimiz bela yazmaz, insanlar azmadıkça…”
İnsan çoğu zaman başına gelen her şeyi sadece dışarıda arıyor; talihte, kaderde, başkasında, zamanda… Oysa nice belanın tohumu, insanın kendi elinden, kendi dilinden, kendi hırsından ve kendi azgınlığından filizleniyor.
Ama kul, ölçüyü kaçırınca…
Hakkı çiğneyince…
Haramı normal görünce…
Kibri, nankörlüğü, hırsı ve merhametsizliği büyütünce; bela da uyarı gibi, ikaz gibi, tokat gibi gelir.
Asıl soru şudur:
“Biz nerede yanlış yaptık, hangi çizgiyi aştık, hangi emanete ihanet ettik?”
Bazen ceza gibi görünür ama aslında dönüş kapısıdır.
İnsan azmazsa, haddini bilirse, kul olduğunu unutmazsa; nice belaların kapısı daha açılmadan kapanır.
Belayı konuşmadan önce, nefsimizi sorgulamayı nasip etsin.
Çünkü en büyük felaket, belanın gelmesi değil; belaya sebep olan bozulmayı fark etmemektir.
Gördüğüm şu:
Hiçbir bela durduk yere gelmiyor insana…
Bir yerde bir yanlış, bir yerde bir taşkınlık, bir yerde bir haddi aşma var.
Sonra da başına geleni kadere yıkıyor.
Ama kul kendine zulmederse, işte orada hayat da hesabı önüne koyuyor.
Her şeyi hak zannederdik, her istediğimizi doğru bilirdik…
Doğru yaşamakmış.
Bela gelmeden aklımızı başımıza versin.